SEVGİ ASLA SEVENDEN DAHA İYİ DEĞİLDİR

Bir yerde okumuştum, “Sevgiyi muhteşem bir iyilikle, yücelikle birlikte düşünmek gibi evrensel bir hatamız var. Oysa bencil bencilce sever, zalim zalimce. Mori Morisso’nın da dediği gibi sevgi asla sevenden daha iyi değildir.” O kadar anlamlı geldi ki bana yaşam felsefesi olarak kabul edilebilir. Çünkü bir çoğumuz ilerleyen yaşlarımıza rağmen iyi olmanın sevgiyle bağlantılı olduğunu düşünürüz. Daha iyi olursak daha çok sevmiş olacağımızı düşünürüz, aslında durum böyle değildir.

Bunu yaşayarak öğrenenler biraz saç dökmüş, hasta olmuş belki de başını belaya sokmuş. Bir kaldırımda veya sahilde sebepsizce ağlamış, kendini haksızlığa uğramış biri olarak görmüş ve değersizlik hissiyle yoğrulmuş olabilir. Oysa ne haksızlığa uğranmış ne de değer kaybedilmiştir, gözden kaçan tek nokta sevgi ile iyiliğin birbiriyle bağlantılı olmak zorunda olmayışıdır.

İlk bakışta kabul edilmesi güç bir ifade gibi gelebilir ama yaşamlarında acılar çekip olgunlaşmış insanların, sevmedikleri şeylere karşı da iyi davranabiliyor olmaları durumun kanıtıdır. Örnekleri vardır, oğlunu veya kızını küçük yaşlarda terk etmiş bir baba veya anneyi belli bir yaşın üzerine çıkmış evlat affedebilir, kendisini başkasıyla aldatmış bir adamı veya kadını eşi tekrar affedebilir, aslında hiçbir zaman eskisi gibi sevemeyecek de olsa affetmeyi tercih etmiştir çünkü iyilik affetmeyi gerektirir.

İyi insanların her birini incelediğinizde düşmanlarını dahi affettiklerini göreceksiniz, Hz Muhammed’e bakın, kendisine onca zulmü yapan ve akrabalarını öldüren Vahşiyi affetmiştir, Mustafa Kemal Atatürk’e bakın Yunan komutan Trikopis’i esir aldığı halde affetmiştir. Bu affedişin altında bir sevgi yoktur, ama bir öfke de yoktur, bu affedişin altında sadece iyi olmak vardır.

Her şeye rağmen iyilikten uzaklaşmamayı öğreten de acının kendisidir. Çünkü acı, belirli bir eşiğe kadar çekilebilir ve ne kadar sürerse sürsün bir gün yerini kabullenişe bırakır. İnatçı, fesat, aşırı kıskanç ve kin dolu insanların uzun zaman acı çekmelerinin sebebi de budur, kabullenmemeyi seçmek, affetmemeyi zihninde sürekli canlı tutmak sevginin karşıtı bir duyguyu sürekli tazelemek iyilikle buluşmalarını geciktirir.

Çok zaman gençliğinde gaddarlığıyla nam salmış ihtiyarların ölüm döşeğinde kalbini kırdığı insanların vicdan azabıyla af dileye dileye ağladığına şahit olmuştur bu yer yüzü, çünkü zihinleri artık öfkeyi taze tutabilecek güçte değildir. Öfkelerini taze tutmalarına sebep olan anıları kaybolmaya başladığında neden o kadar kötü olduklarına dair iç eleştirileri başlar ve tartışmasız hepsi pişmanlıkla sonuçlanır.

Kısa zamanda farkında olunması gerekir ki, iyi olmak insanları veya herhangi bir şeyi sevmeyi gerektirmez, iyi olmak kabulleniş, affediş belki bazen boş veriştir. İyi olmak nefret etmemektir, iyi olmak yalnız olmaktır, ne olursa olsun iyi olmak tüm acıların geçeceğine ve geç te olsa iyiliğin kazanacağına inanmaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir